T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI BURSA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Bayramlar, Geleneksel Halk Tiyatrosu, Seyirlik Oyunlar


OYUN-SPOR


Bursa’da geleneksel olarak her yıl düzenlenen spor ve kültürel amaçlı etkinlikler dışında köylerde belli dönemlerde oynanan (bayram, hıdrellez vb.) geleneksel köy seyirlik oyunları ve Hacivat ve Karagöz gösterileri yapılmaktadır.

-Tarihi Çalı Yağlı Pehlivan güreşleri Geleneksel olarak her yıl Mayıs ayının 3. haftası düzenlenmektedir.

-Kayapa Belediyesi tarafından her yıl Rahvan at yarışları düzenlenmektedir.
 
 
 

BURSA’DA HIDRELLEZ GELENEKLERİ

 

Bursa’nın merkez ve köylerinde 05 Mayıs gecesi ve 06 Mayıs günü kutlanan, Hıdrellez Hızır Aleyhisselam’ın yeryüzüne inişi, Hızır ile İlyas’ın buluştuğu gün, havaların ısınması, kış mevsiminin yerine yaz mevsiminin başlaması, olarak değerlendirilmektedir. Hıdrellez sabahı hava bulutlu olur, rüzgar esmez, “yaprak sallanmaz”.

 

Hıdrellez günü dut ağaçlarına veya meydanlardaki büyük ağaçlara salıncaklar kurularak sallanılır, kadınlar salıncağa taktıkları ip sayesinde salıncağı hızlı sallamaya çalışırlar. Salıncak ne kadar hızlı sallanırsa ekinlerin o kadar bol bereketli olacağına inanılmaktadır. ”Salıncak çok hızlı uçurulmazsa ekinler büyümez“ derler. Ateş yakılarak üzerinden atlanır. Hızır ile İlyas’ın ateşten atlarken ellerine dokunulacağına inanılmaktadır. Özellikle çocukların ve gençlerin sağlıklı büyümeleri için ateşten atlatılır. Ateşin üzerinden atlarken “Papaz taş olsun biz kuş olalım” denir. Ateşin üzerinden atlarken eller açılır. Genç kızlar ve kadınlar bir araya toplanarak hıdrellez manileri söylerler, hıdrellez için bütün bir yıl boyunca mani biriktirilir, takvim yapraklarından kitaplardan çevredeki yaşlı kişilerden maniler hıdrellez için biriktirilir. 5 Mayıs gecesi bir küpün içine gül yaprakları ile birlikte herkes yüzüğünü atar, küpün ağzı kırmızı bir bez ile kapatılarak gül ağacının altına konur. 6 Mayıs günü duaların kabul olması amacıyla yakınlarda bulunan Dede Türbeleri ziyaret edilir.

 

Hıdrellez pilavı pişirilerek dağıtılır bir meydanda toplanarak pilav yenir. Genellikle etli pirinç veya bulgur pilavı olarak yapılan “Hıdrellez pilavı” toplu olarak yenir, yemek sırasında hıdrellez manileri söylenir sohbet edilir, akşamdan testinin içine konan yüzükler mani ile çekilerek sahiplerine dağıtılır.

 

Hıdrellez de dileklerin ve duaların kabul olacağına ve bolluk bereket getireceğine inanılmaktadır. Genel olarak yapılan dualar ve pratikler bu amaçla yerine getirilir. 41 ya da 7 karınca yuvasından toprak alınarak bir keseye konur, evde, cüzdanın bir kenarına konur bir sonraki hıdrelleze kadar saklanır. Bereket ve şans getirileceğine inanılan dört yapraklı yonca aranır. Gençler bir araya gelerek kırlarda dört yapraklı yonca arar, yoncayı bulan kişinin çok şanslı ve bereketli bir yıl yaşayacağına kısmetlerinin açılacağına inanılmaktadır.

 

Hıdrellez günü kırlardan toplanan 40 çeşit ot suda bekletilir, otların suyu ile çocuklar yıkanır, cilt rahatsızlığı olan kişiler yüzlerini ellerini bu su ile yıkar, hıdrellez sabahı kırlardan toplanan yenilebilir otlar yıkanıp pişirildikten sonra şifa niyetine yenir.

 

Hıdrellez akşamı iki tane kuru soğan yan yana ekilir, eşit olarak büyümesi için makasla uçları kesilir,  biri sefa biri cefa olarak adlandırılır karışmasın diye sefanın üzerine kırmızı ip cefaya siyah ip bağlanır sabaha kadar hangisi uzarsa o sene iyi veya kötü bir sene geçirileceği veya  bir dileklerinin  olup olmayacağını bilmek için sefa cefa soğanı dikilir.

 

Hıdrellezde adak adayan İznik merkezde bulunan Abdulvahap türbesine gider, erken saatlerde türbeye gidilerek bayrak götürülür, piknik yapılır çocuğu olmayan salıncak yapar evi olmayan ev yapar dileği kabul olan pilav pişirir, pilav türbeyi ziyaret edenlere dağıtılır.

 

Hıdrellez sabahı komşular birbirlerinin kapılarına ısırgan otu takarlar bu sayede sene boyunca ilişkilerine nazar değmeyeceği ve aralarının iyi olacağına, küs olan komşuların barışacağına inanılır. (İznik) Erken kalkan kişiler kapılarını ayva ağacının çiçekleri ile süsler, geç kalkan kişilerin kapısına ısırgan otu asılır (İnegöl) Aksu köyünde Hıdrellez günü piknik alanında  hıdrellez çorbası pişirilerek dağıtılır. Görükle’de sekiz çöreği ve süt pidesi yapılır, Hayriye Köyünde çeşitli otlar toplanarak Mayıs yedisi yemeği yapılarak şifa niyetine yenir.

 

Hıdrellez günü süte yoğurt katmadan tutarsa dileklerinin kabul olacağına inanılmaktadır. Hıdrellezde “Lailahe İllellah, İlyas Muhammed, Resulullah yetiş ya Hızır İlyas diye dua edilir. 5 Mayıs akşamı ev, araba, çocuk gibi dilekler kağıda çizilir, güneş doğmadan dere, göl, deniz veya su kenarına gidilerek akar suya bırakılır, el ayak yıkanır, bu şekilde  bütün bir yılın yorgunluğundan kurtulacağına ve dileklerin kabul olacağına inanılmaktadır.

 

Hıdrellez günü Bursa’nın birçok köyünde “Dede Günü” olarak da kutlanmaktadır. 6 Mayıs günü yapılan etkinliklerde şükür duası yapılarak kurban kesilir, etli pilav pişirilir dağıtılır. Hıdrellez günü yağmur duası yapılır, bunun için bütün köy halkı bir yere çağrılır, duadan sonra etli pilav dağıtılır.

 

Hıdrellez günü “Dede Pilavı” dışında güreşler yapılır. (Mustafakemalpaşa/Kabulbaba Köyü-İnegöl Edebey Köyü) Çevre Köylerin de katılımı ile yapılan etkinliklerde mutlaka bulgurlu etli pilav pişirilerek şifa niyetine dağıtılır.

 

Bursa merkez Osmangazi İlçesi Kamberler semtinde yaşayan romanlar, hıdrellezi 5 Mayıs gecesi “dal kırma” adı verilen gelenek ile başlatmaktadırlar. Ormanlık bir alanda toplanan romanlar yeni filizlenmiş dalların uçlarını kırarak ellerinde taşırlar. Yeşil dal dışında çiçekler koparılarak kadınlar saçlarına takar, özellikle genç kızlar ve çocuklara yeni kıyafetler giydirilir. Kıyafetleri genellikle parlak renkli, taşlarla süslenmiş olanları tercih edilmektedir. 5 Mayıs gecesi müzik ve dans ile başlayan eğlenceleri sabaha karşı ateşlerin yakılıp üzerinden atlanması ile tamamlanmış olur.

 

Sonuç olarak Bursa’nın kırsal bölgelerinde ağırlıklı olarak tarım yapıldığından, Hıdrellez’in bolluk ve bereket getireceğine Allah’a verdiği nimetler için şükür edilen bir gün olarak kabul edilmektedir. Kentlerde yapılan kutlamaların şenlik veya panayır havasında yapılması, büyük kalabalıkların bu etkinliklere katılmasını sağlamaktadır. Hıdrellezin sembolü olan ateş, salıncak, dilek ağacı ve maniler Kent merkezinde yapılan şenliklerde yer almaktadır. Köy ve Beldelerde yapılan etkinlikler daha çok dini motifler içermektedir. Köylerde yapılan etkinliklerde mevlit okutulması, kurban kesilmesi yakınlarda bulunan Dede ve Din büyüklerinin mezarlıklarının ziyaret edilmesi, yaz mevsimi süresince ekilen ürünlerin bereketli olması için dua edilmesi, Allaha bugüne kadar verdiği nimetler için şükür edilerek dua edilmesi gibi motifleri içermektedir.

 

Bursa kent merkezi ve merkez ilçelerde hıdrellez günü dere, çay, göl vb. su kenarlarında dileklerini kâğıtlara yazarak kabul olması için suya atan, ailece piknik yapan kişileri görmek mümkündür.

 

Bursa’nın bir çok köyünde yapılan Hıdrellez kutlamaları Mayıs ayı süresince devam etmektedir. Her köy yapacağı etkinliğin yakın bir köy ile çakışmaması için etkinlik tarihini muhtarlar veya Köy Dernekleri aracılığı ile belirlemektedir.

 

HIDRELLEZ MANİLERİ

 

Zeytin kara ben kara

Zeytine vermem para

Ela gözlü yarime

Yakışmıyo sigara

 

Zeytin yaprağı yeşil

Dibinde kahve pişir

 

Köprü altında güğüm

Saçları düğüm düğüm

Ela gölü yarimi

Ne dün gördüm ne bugün

 

Gidene benim demem

Gidene yarim demem

Verin benim yarimi

Fukara zengin demem

 

Karanfil suyun neyler

güzel kokuyu neyler

İki baş bir yastıkta

O baş uykuyu neyler

 

Armutumu dişledim

Sapını  gümüşledim

Mintanımın üstüne

Ben yarimi işledim

 

Yarim gitti mısıra

Koyun olsam yayılsam

Yarimin ardı sıra

 

Fırın üstünde kürek

Ne yanarsa yansın a yürek

Her dertlere katlandım

Buna katlanmaz yürek

 

Saçlarımı uzattım

Hergün oynarım diye

Mahalleden yar sevdim

Hergün göreyim diye

 

Bahçemizde çiçek var

Onun adı küpeli

Annem veriyor ama

Babam biraz şüpheli

 

Ufacık yaprak sarması

İçindedir kıyması

Her yiğidin karı değil

Davulla düğün yapması

 

Bir teneke gazım var

Kaldırabilir misin

Şanlı muhacir kızım

Kandırabilir misin

 

Sarı orlon alayım

Sana kazak öreyim

On beşinde aldattın

Şimdi aldat göreyim

 

Ayakkabım var benim

Bağcıkları geriden

Aptallaşma a yarim

Dört sene beklenir mi

 

Gidiyon gidişindir

Geydiğin ibrişimdir

Dön yüzünü göreyim

Belki son görüşümdür

 

Giden oğlan dursana

Saatimi kursana

Madem beni istiyon

Küçük nişan yapsana

 

Mendilim turalıdır

Sevdiğim buralıdır

Geçme kapımın önünden

Yüreğim yaralıdır
 
 
 
 

KARAGÖZ VE HACİVAT

 

Karagöz  Türklerin gölge tekniğinden yararlanarak kendi sanat ve estetik anlayışlarına göre geliştirip oynattıkları bir gölge tiyatrosudur. Onikinci asırda Büyük Selçuklu İmparatorluğunda yaşayan Nişaburlu Şeyh Feridüddin Atar “Üştürname” isimli Deve Kitabında Horasan da tanıdığı ünlü bir Türk Hayali sanatçısından bahseder. Ayrıca Karagöz ile Hacivat tasvirlerinin giydikleri kıyafetler başlarına taktıkları şapkalar tarihte 7. yy.‘dan başlayarak 13. yy. Türk kıyafetleridir.

 

Dünyadaki gölge oyunu tarihi M.Ö.140-87 yıllarına kadar gitmektedir. Daha sonra da Türk akınlarının istikametine paralel olarak batıya geçmiş, Bu teknik, Türk Halk Kültüründe Karagöz ve Hacivat olarak biçimlenmiştir.

 

Bunlardan en yaygın olanı Sultan Orhan devrinde (1324-1362) Orhan Camii’nin inşaatı sırasında Bursa’da geçer. Cami inşaatında çalışan demirci ustası Kambur Bâli Çelebi (Karagöz) ile duvarcı ustası Halil Hacı İvaz (Hacıvat) arasında geçen nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler işi gücü bırakıp onların etrafında toplanır, bu yüzden de inşaat yavaş ilerlermiş. Bir rivayete göre, bu durumu öğrenen padişah her ikisini de cezalandırarak (rivayete göre ise Karagöz idam edilmiş, Hacıvat ise hacca giderken yolda ölmüştür). Daha sonra çok pişman olan padişahı teselli etmek isteyen Şeyh Küşterî başından beyaz sarığını çıkarıp germiş ve arkasına bir şema (ışık) yakarak ayağından çıkardığı çarıkları ile de Karagöz ve Hacıvat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalarını tekrar etmiş. O tarihten sonra da Karagöz oyunları değişik mekanlarda oynanır olmuş. Günümüzde de Karagöz perdesine Şeyh Küşterî meydanı denir ve Şeyh Küşterî Karagözcülüğün pîri kabul edilir. Perde gazellerinin hemen hepsinde Şeyh Küşteri’nin adı geçmektedir. İfadelerinde, ”Hazreti Sultan-Orhan Rahmetullahtan beri Yadigar-i Şeyh Küşteri becadır perdemiz” denir.

 

İkinci anlatıya göre Karagöz ile Hacivat Anadolu Şelçuklu’ları döneminde yaşamıştır, Hacivat Bursalı Hacı İvaz olup Efelioğulları olarak tanınmaktadır. Karagöz ise Orhanelili bir Yörük Türkmen olduğu bilinir.

 

XVI. Yüzyılın ünlü Osmanlı gezgini Evliya Çelebi “Seyahatnamesinde” Karagöz ve Hacivatla ilgili geniş açıklamalarda bulunmaktadır. Evliya Çelebi’ye göre Hacivat Efelioğlu Hacı Eyvad adıyla anılan, Selçuklular döneminde Mekke’den Bursa’ya gidip gelen Yorkça Halil olarak tanınmış daha sonra eşkiyalar tarafından öldürülmüş birisidir.

 

Seyahatnamede, ayrıca o dönemin ünlü kukla oyuncuları hakkında bilgi vermektedir. Evliya Çelebi bu iki oyun kahramanı hakkında ve oyunların ortaya çıkması konusunda anlatılara yer vermektedir. Sanatçıların nasıl figürler yaparak gösteriler yaptıklarını sadece halk tarafından değil Osmanlı sarayındaki eğlence ve gösterilerde de Karagöz gösterilerinin yapıldığını yazmaktadır. Örneğin IV. Murat’ın tahta çıkış törenlerinde (1623) karagöz gösterilerinin yapıldığını yazmaktadır.

 

Üçüncü anlatıya göre ise, 1517 yılında Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim’in Memlük Sultanı Tumanbay’ın, Nil nehri üzerindeki Roda adasında asılışını hayal perdesinde canlandıran bir hayal sanatçısını, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da görmesini arzu ederek İstanbul’a getirmiştir. İslam dünyasında bu oyuna zıll-i hayâl (hayal gölgesi), hayâl-el sitare (perde hayâli) gibi adlar verilmiştir. Bazı İslam tasavvufçularının eserlerinde hayâl sahnesi Dünya’ya, insanlar ve diğer varlıklar perdedeki geçici hayallere benzetilmiş, oyundaki hayaller nasıl perde arkasındaki sanatçı tarafından oynatılıyorsa, evrendeki varlıkları da görünmeyen bir yaratıcının hareket ettirdiği anlatılmıştır.

 

16. yüzyılda hayâl oyununun yaygınlığını ve Osmanlı eğlence sanatlarının başlıcalarından olduğunu gösteren pek çok belge vardır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin (1490-1574) hayâl oyununu ibret gözüyle seyretmenin cezayı gerektirmeyeceği yolundaki fetvası bunların en önemlisidir. Ebussuud Efendi; (Gerçek biliminde yükselmek isteyenler için gölge oyununda büyük ibretler olduğunu gördüm. Kişiler, kalıplar gölge gibi gelip geçiyor ve çabucak yok oluyor, onları oynatan ise durucu kalıyor) demiştir.

 

19. yüzyılda da yine sarayın ve halk toplantılarının gözde eğlencelerinden olan olduğunu yerli ve yabancı kaynaklardan öğreniyoruz. Söz konusu yerli kaynaklara göre, II. Mahmut devrinde şehzadelerin sünnet düğününde geceleri on bir ayrı yerde Karagöz oynatılmıştır. Abdülaziz ve II. Abdülhamit devirlerinde bazı Karagöz sanatçıları Mızıkayı Hümayun himayesine alınmışlardır.

 

Karagöz; Türkler tarafından  sevilen ve izlenen bir sanat olduğu gibi Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan diğer milliyetler tarafından da sevilerek ve beğenilerek izlenmiştir. Türk sanatçıların yanı sıra İstanbul’da yaşayan diğer milliyetlerden de Karagöz sanatçıları yetişmiş bu sanatçılar sayesinde Karagöz o dönemde Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yayılmıştır.

 

Esnek yapısı itibariyle doğaçlamaya ve güncel olayların işlenmesine son derece açık olan Karagöz perdesi, zamanının en önemli toplumsal yergi vasıtasıydı. Halkın beğenmediği hükümet kararlarını eleştirdiği ve kamuoyunu temsil ettiği dönemler vardır. Osmanlı’nın son dönemlerinde Karagöz sanatçıları devlet ileri gelenlerinden bazılarının yanlış hal ve hareketlerini perdede canlandırdıkları için bu taşlamalar çok keskin bulunmuş, oyunlar yasaklanmış, devlet ileri gelenlerinin perdeye yansıtılmaları ağır cezalara bağlanmış, bu yasaklamalardan sonra Karagöz sıradan, kaba saba bir güldürü durumuna düşürüldüğü görülmektedir.

 

20. yüzyılın ilk çeyreğinde bir süre daha yaşayan Karagöz, zaman içinde tiyatronun, sinemanın daha sonra da televizyonun hayata girmesiyle etkisi zayıflamıştır. Ancak Karagöz oyunlarının etkisini kaybetmesindeki sebep sadece teknoloji alanındaki gelişmeler olmamıştır. 17. yüzyılda başlayan batılılaşma çabaları yirminci yüzyılın başlarında etkisini göstermeye başlamış, geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli özelliği olan doğaçlama geleneği terkedilmiş bunun yerini batı tiyatrolarında olduğu gibi yazılı metinler almıştır.

 

Karagöz oyunlarındaki tiplemeler o dönemlerde Osmanlı sınırları içinde yaşayan halk  toplulukları ve kültürleri simgeleyen tiplerdir. Civan, Nigar, Tiryaki, Beberuhi, Arap, Zenci kadın, Arnavut, Rum, Laz, Acem, Yahudi, Frenk, Kayserili, Kastamonulu, Rumelili, Tuzsuz Bekir, Cinler Cadılar, Efeler, Çengiler, Köçekler yaşadıkları dönemin Osmanlı Türk sosyal yaşamını anlatan karakterlerdir.

 

Karagöz ve Hacivat’ın Orhangazi zamanında Bursa da yaşadığı, Hacivat’ın idamdan kaçarken bugün Bursa da bulunan Hacivat Köprüsü üzerinde yakalandıktan sonra idam edildiği anlatılmaktadır. Ayrıca köprünün altından akan dereye Hacivat deresi ve bu bölgeye de Hacivat Çiftliği adının verilmesi ve Hacivat’ın mezarının burada olduğu düşünülmektedir. Karagözün Orhaneli de yaşayan bir Yörük olduğu ileri sürülerek her yıl Bursa’nın Orhaneli İlçesinde Karagöz Şenlikleri düzenlenmektedir. Ayrıca Orhaneli de büyük bir Karagöz heykeli, merkez Osmangazi İlçesi Çekirge semtinde Karagöz Anıtı ve Karagöz Evi de bulunmaktadır.

 

Karagöz hayali sanatçılarının yetiştirildiği karagöz evinde karagöz seminerleri, karagöz gösterileri düzenlenmekte, bu kültürün sonraki kuşaklara aktarılması için çalışmalar yapılmaktadır. UNIMA (Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği) Bursa Şubesi tarafından yetiştirilen Karagöz sanatçılarının kurdukları Karagöz Toplulukları, her yıl Bursa’da düzenlenen Uluslararası Karagöz ve Kukla Oyunları Festivali ile çeşitli ülkelerden gelen kukla ve gölge tiyatroları Bursa da buluşarak bu geleneğin yaşatılmasına katkı sağlamaktadır.

 

Türklerin ortak kültür mirası olan ve tarihte Korcak, Kavurcak, Kabarcuk, Çadır, Hayal ve son olarak Karagöz gölge oyunu, doğduğu topraklarda kuşaktan kuşağa aktarılarak halkın içinde yaşamış ve bundan sonra da geleneksel Türk Tiyatromuz içinde yaşayacaktır.

 

Kültürel çeşitliliğin korunması ve desteklenmesini temel ilke olarak benimseyen Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) 17 Ekim 2003 tarihinde Paris'te düzenlenen 32. Genel Konferansında Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesini kabul etmiştir. Somut Olmayan Kültürel Miras UNESCO tarafından toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsilleri, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar olarak tanımlanmaktadır. Ülkemiz 2006 yılında Sözleşmeye taraf olduktan sonra topraklarımız üzerinde bulunan somut olmayan kültürel miras unsurlarımıza ilişkin araştırma, saptama, koruma, yaşatma arşivleme vb. çalışmalar icracı organ olan Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmalar sonucunda Karagöz, 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne kayıt ettirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

DEVE OYUNU

 

Deve Oyunu Bursa’nın dağ köylerinde Kurban bayramının üçüncü günü yapılmaktadır. Deve yapan gençler deve ile birlikte her evin önünde oynayarak omuzlarındaki çuvala yiyecek isterler. Kurban kesen herkes oyunculara özellikle et verirler. Oyun hava karadıktan sonra oynanılır.

 

Oyunun oynanmaya başlandığını bildirmek için davullar çalınmaya başlar, davulun sesinden köylüler oyunun başlamak üzere olduğunu anlarlar. Oyunun oynanacağı alan aydınlatılmak için büyük meşaleler yakılır. Deve oyununu sadece bekâr erkekler oynayabiliyor.

 

Deve oyununda çeteler (efe), Kızlar, Deve başkanı (kızların babası), Damat bulunmaktadır. Çetelerden bir kişi arap olur. Oyunda iki kişi omuzlarına merdiven alırlar. Devenin sırt kısmını küfe ile yaparlar, keçi kılından yapılmış çulu da üzerine örterler. Devenin başı ölmüş bir hayvana ait olan kafatasından yapılır. Devenin boynuna çan takılır, bir kişi deve başkanı olur, deveyi çeker, bu kişi aynı zamanda kızlarında babasıdır. 5-6 kişi çete olur, çete olan kişilerin başlarında sarık sırtlarında yastık bağlanır, koyun veya keçi derisi sırtlarına sarılır. Çete giyimine “efe giyim” de denir. Çete olan kişilere boyalarla veya yosunla bıyık yapılır. Çeteler deveyle beraber gezerler, kimse deveye yaklaştırılmaz. Kızları oyuncular dışında kaçıran olursa çeteler (kızların abileri) onları bulup getirirler.

 

Deve oyununu içinde bir de kız satma yapılır. Kızların babası oyuncular dışında birini damat olarak çağırır, kızlarından da birini çağırır. Kızla oğlan kabul ederse birlikte oyun oynarlar ama kızın abileri damadı sopayla kovalarlar. Çeteler müzik eşliğinde oyunlar, Köroğlu oyunu oynarlar. Seyircilerden birini seçen çete, ellerindeki oyuncak bıçaklarla seçtikleri kişiyi kesiyormuş gibi yaparlar, kurban kesimi sırasında yapılan işlemler canlandırılır.

 

Oyunda kızları oynayan erkekler şalvar ve üç etek giyerek başlarına yazma takarlar. Arap olan kişi yüzüne siyah boya sürerek komik hareketler yapar ve herkesi güldürmeye çalışır, bu arada yörede oynana halk oyunlarından örnekler sunar. Deve oyunu günümüzde de oynanmaktadır.

 

 

 

 

 

EMİRSULTAN VE ERGUVAN BAYRAMI

 

Emirsultan Dergahı’nda, erguvan çiçeklerinin açtığı zamanlarda yapılan bir tür anma etkinliğidir. 1394-1429 yılları arasında Bursa’da yaşamış olan Mutasavvıf Emir Sultan (Şemseddin Muhammed) döneminde Emir Sultan Dergahı’nda dini, sosyal ve kültürel alanlarda sohbetler yapılırdı. Baharın müjdecisi olan erguvan ağacı çiçek açan ağaçlar arasında rengi, doğadaki duruşu ile Emir Sultan'ın ve Bursalıların ilgisini çektiğinden yılda bir kere yapılan bu toplantılara adını vermiştir. Emir Sultan'ın ölümünden sonra da her yıl erguvan zamanında Emir Sultan'ın türbesi ona sevgisini sunmak isteyen kişiler tarafından ziyaret edilmiş ve bu gelenek günümüze taşınmıştır.

 

Emirsultan ve Erguvan Bayramı etkinlikleri sabah Emirsultan Camisinde kılınan namazın ardından başta Emirsultan Mahallesi sakinleri olmak üzere İlin bütün ileri gelenlerinin katılımıyla gerçekleştirilir. Etkinlik kapsamında türbe ziyaret edilir, aşure dağıtılır, pilav ikram edilir, erguvan ağacı dikilir. Açılışta ve kapanışta halk oyunları gösterileri, konserler düzenlenir. Her yıl farklı etkinliklerin düzenlendiği Emirsultan ve Erguvan Şenliklerinde başta Emirsultan olmak üzere kentin tarihi ve doğasının yeni kuşaklara anlatılması amacıyla bilimsel toplantılar da organize edilmektedir.